Ebedi Takvim






Eski Yerleşim (Antik)

2 Eylül 2007 Pazar


Eski İzmir'in yerleşimi her ne kadar M.Ö. 3000 yılından çok daha geri uzanmaktaysa da yapılan en son kazılarda henüz M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidilmiştir.Eski İzmir kenti (Smyrna) bu dönemde körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştur.


İzmir kelimesi eski İon lehçesinde Smurne, Attika (Atina) lehçesinde ise Smryna diye yazılırdı. Ancak Smyrna sözcüğü Yunanca değildir, Ege Bölgesindeki bir çok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. M.Ö 2, binin başlarına ait Kayseri Kültece yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna'daki `ti' bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Bundan da Hellenler ya da Bayraklı höyüğünü mesken tutanların bu ön eki atıp kente 'Smurna' demişlerdir. Kentin adı olasılıkla M.Ö. 3000 ile M.Ö. 1800 yılları arasında Smurnu olarak anılıyordu. Coğrafyacı gezgin Strabon, bu adın bir Amazon Kraliçesi'nden geldiğini kaydetmiştir.
İzmir'in bilinen en eski limanı, İzmir'in ilk yerleşim bölgesi olan Tepekule adını taşıyan höyüktedir. Yaklaşık 100 dönümlük yarımada üzerinde konumlanan höyükte yaşayan ve denizcilikle uğraşan Helenler için bu yarımada uygundu.

Yarımada-liman yerleşimlerinin en güzel örneklerinden birini teşkil eden liman kenti, M.Ö. 4. yüzyılın ikinci yarısına kadar varlığını sürdürdü. Zaman içerisinde Meles ırmağı ve Yamanlar Dağından gelen sellerin taşıdığı miller denizi doldurmuş ve kıyı çizgisi uzaklara çekilirken, kentin en eski limanı ortadan kalkmıştır.

Pergamon, Efes, Teos, Milet, Priene, Aspendos, Olimpos gibi bir zamanların dünyaca ünlü liman kentleri, limanlarının yok olması ile tarih sahnesinden silinirken; Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden biri olan İzmir, 5000 yılı aşan tarihi boyunca liman şehri olma özelliğini hiç yitirmemiştir.

İzmir'in bu özelliğini yitirmemesindeki temel neden; yok olmaya yüz tutmuş limanların yerine yenisini inşa etmesini veya geliştirmesini hep bilmiştir.

M.Ö. II. Yüzyılda, bir liman kenti olan İzmir'de Aioiler ve lonlar yaşamışlar. M.Ö. 8. Yüzyıldan 7. Yüzyılın ortalarına kadar ise Frigya ve Lidyalılar etkilerini göstermişler.

Batı uygarlığının ilk anıtsal destanı olan İlyada, İzmir'de Homeros tarafından yaratılmış. Homeros ( M:Ö:750-700 ) çok eskiden bu yana bilinen ve birbirinden ayrı olan üç destanı ; yani Troia Savaşı, Helena'nın kaçırılış ve Akhilleus'un öfkesi adlı üç konuyu biraraya getirerek ölümsüz yapıtını yaratmış.

İzmir'e M.Ö 600'de Persler'in M.Ö 33'te ise Makedonyalı İskender'in geldiği kaydedilmiş. İskender, İzmir'in söylencesel tarihinde çok önemli bir dönemim başlangıç noktası sayılmış. Smyrna halkının surlar içine sığmaması nedeniyle bugünkü Kadifekale olan Pagos tepesinde yeni bir şehir kuran İskender, rüyasına giren bir bilgeden, buraya kurulacak şehrin halkının çok mutlu olacağı müjdesini almış.

Yeni kentin kuruluşu İskender'den daha sonra da sürer. Bu arada güçlenmiş olan Bergama Krallığı'nın sınırlarına katılan İzmir, sonra M.Ö. 133 yılında Roma'nın egemenliğine girer.

Roma'nın idari bölümlenmesinde İzmir, Asya vilayetinin sınırları içindedir ve bu vilayetin başkenti ise Efes'tir. Bu nedenle İsa'nın Havarisi Aziz Pavlus, ünlü mektubunda İzmirlilere değil, Efeslilere hitap eder.

Efes'in gölgesinde kalmış İzmir'in, Roma döneminde hızla geliştiğini görüyoruz. Liman yeniden düzenlenmiş ve en önemlisi ticaretin gelişmesi için Agorada kurulmuştur. 500 yıl sonra yani Bizans dönemine geldiğimizde İzmir artık Asya'nın birinci kentidir ve Efes'ten önce anılmaktadır.


Türkler İzmir'i ilk kez II. Yüzyıl sonlarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasında ele geçirirler. 1086'da Çakabey bir donanma kurarak Ege adalarını denetimine alır. Çakabey'in öldürülmesinden sonra liman kenti İzmir Cenevizlilerin, Pagos yani Kadifekale ise Bizanslıların eline geçer. 14. Yüzyılın başında önce Kadifekale'yi, sonra da kıyı kesimini alarak İzmir'in tümüne egemen olan Aydınoğlu Mehmed Bey, Ege adalarındaki Bizans kalelerini haraca bağlar. 1390 yılında Yıldırım Beyazıt Kadifekale'yi ele geçirir ama Liman kontrolü dışındadır. 15. yüzyılın dışında büyük bir Moğol istilası yaşayan bölgede, son sözü yine Osmanlı söyler.

1426'dan sonra İzmir'i bir Osmanlı şehri olarak görüyoruz. Tarihçiler Osmanlı döneminde İzmir'de ticaretin geliştiğini kaydederler. Bu dönemde İzmir, Hindistan, Çin, İran ve Anadolu'dan uzun mesafe kervanları ile gelen ürünlerin ve Batı Anadolu'da üretilen tarımsal hammaddenin, Avrupa'ya taşınmasında; Avrupa'dan gelen yüklerin Anadolu'ya iletilmesinde kritik bir rol oynamıştır.

16. Yüzyıldan sonra İzmir'in bir ihracat merkezi olarak özelliği artar. 1620'de Osmanlı Devletinin pamuk ihracatını yasallaştırması ve buna yönelik pamuk dikim alanlarının genişletilmesi, İzmir'in ticaret merkezi olarak gelişmesini hızlandıran bir faktör olarak göze çarpar. Bu dönemde kent İngiliz, Fransız ve Hollandalı tüccarların gözdesi olur.
18. ve 19. yüzyıllarda uzun mesafe ticaretinin yerini Gediz, Küçük - Büyük Menderes ve Bakırçay Havzalarından taşınan, Avrupa'nın yeni gelişen sanayi nüfusu ve şehirlerince talep edilen tarım ürünlerinin ticareti alır.


19. yüzyılda, İzmir'in ekonomisi, Avrupa ülkeleri ile sürdürülen ticarete bağlı olarak gelişirken, deniz ticaretini çağa uygun koşullarda gerçekleştirebilmek açısından yeni limana ihtiyaç duyulmuştur.

Bu ihtiyacı karşılamak üzere liman inşa imtiyazına sahip olan İngiliz ve Fransızlar Konak-Pasaport arasında 4 km. uzunluğunda ve 1,5 m. derinliğindeki rıhtım, 1200 m. civarındaki mendireği inşa ederek 1875 yılında Pasaport Limanını hizmete sokmuşlardır.
Liman yatırımının devamı niteliğindeki İzmir-Kasaba ve İzmir Aydın demiryolları da İngiliz ve Fransızlar tarafından inşa edilmişti. Amaç olabildiğince hızlı ve ekonomik şekilde Ege Bölgesi'nin zenginliğini Avrupa'ya taşımaktı.

Yerli komisyoncularca Ege Bölgesinden toplanan, ürünler deve kervanları ve demiryolu ağı vasıtası ile İzmir'e gönderilmekteydi. Buradaki ambar ve hanlarda işlenerek, tasniften geçirilen ürünler kısmen ambalajlanarak Pasaport Limanından tüm Avrupa'ya gönderilmekteydi.

Kentteki ticari faaliyetler, levantenler olarak nitelendirebileceğimiz Fransız, İtalyan, İngiliz, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan azınlıklar tarafından yürütülürken; İzmir adeta küçük bir Avrupa'ya benzemekteydi.


Ticaret hacmi açısından İstanbul'u dahi sollayan İzmir, Osmanlı'nın en fazla gelir elde ettiği vilayetlerin başında gelmekte; Avrupa'nın da en önemli ticaret merkezlerinden biri olma unvanını elinde bulundurmaktaydı.

Kentin bu potansiyelinin farkında olan İngiliz ve Fransızlar İzmir'i takibe almış bulunmaktaydılar. Özellikle İngiliz Konsolosluğu periyodik olarak hazırladığı raporlarla İngiliz Hükümetini İzmir hakkında bilgilendiriyordu.


19. yüzyıla kadar Avrupa'dan İzmir'e doğru olan tüccar akını, kentin çok uluslu bir yapı oluşturmasına neden olur. Öyle ki, bu çok ulusluluk, İzmir'de Osmanlı'nın bile otoritesini tartışılır hale getirebilmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısında İzmir'in fiziksel görünümünün de değişmeye başladığına tanık oluruz. Yoğun ticari faaliyetler sonucunda ticarethaneler, bürolar, dükkanlar, mağazalar, bankalar, sigorta ve nakliye şirketleri, posta işlemleri, konsoloslar gibi fonksiyonlar oluşmuştu. 1862'de İzmir Ticaret Mahkemesi, 1885'te İzmir Ticaret Odası ve 1891'de İzmir Ticaret Borsası kurulur. Bu yıllarda İzmir'deki 25.000 konut ve işyerlerinde 5260'ı dükkan, 2535'i mağaza, 27'si fabrika, 449'u kahvehane, 66'sı meyhane, 35'i gazino, 27'si lokanta, 143'ü işhanı ve 20'si oteldir.


Osmanlı Devleti'nde çok uluslu bir ticaret şehri olma özelliğini koruyan İzmir, I. Dünya Savaşı'nın ardından 15 Mayıs 1919'da Yunan Ordularının işgaline uğrar. Bu işgal 9 Eylül 1922'de kırılır. Ancak İzmir 13 Eylül sabahı tarihin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane'de başlayan korkunç yangın, giderek büyür ve şehre yayılır. Bu yangın, ne yazık ki İzmir'in dörtte üçünü tahrip etmiştir.


1923 yılına gelindiğinde İzmir'de sadece 10 fabrika bulunmaktaydı.1933 yılında fabrika adedi 129'a çıkmıştır.1928 yılında İzmir'e elektriğin gelmesi sanayileşmeyi olumlu yönde etkilemiştir.

1930'lu yıllarda Ege Bölgesi'nde dokuma sanayii hızlı bir büyüme içine girmiştir. Özellikle el tezgahları ile dokuma sanayii Ege'de Buldan, Denizli ve Tavas'ta toplanmıştı. El tezgahlarının dışında tekstil fabrikaları da kurulmaya başlanmıştır. Bu dönemde Bölgede 52 çırçır fabrikası çalışır durumdaydı. Bu arada un fabrikaları, orman ürünleri işleyen tesisler ve inşaat malzemeleri imalathaneleri üretime geçmiştir.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte İzmir'de yeniden kurulmaya başlar. 1923 yılında İktisat Kongresi ilk kez İzmir'de yapılır. Bu kongrede "fuar düşüncesi" ilk kez Atatürk tarafından ortaya atılır ve benimsenir. Yerli Malları Koruma Derneği 1923 yılından sonra ki 9 Eylül sergisine Ticaret Odaları ve Borsaları ile 71 resmi kuruluş, 195 yerli ve 72 yabancı firmanın katıldığı görülür. 1932 yılına kadar bugünkü Mithatpaşa Lisesi'nde düzenlenen serginin adı 1933 yılında "9 Eylül Panayırı" olarak değiştirilir. Üçüncü 9 Eylül Panayırı Cumhuriyet Meydanı'nın hemen arkasındaki alanda kurulur. Ve nihayet dönemin belediye başkanı Behçet Uz'un Moskova gezisi sonunda ayrıntılandırdığı proje tamamlanır ve çalışmalar başlar. Kurulacak Enternasyonal Fuar için yangın yerinden daha iyi bir alan bulunamazdı. Enternasyonal Fuar'ın temelleri 1936'da atılır ve kısa sürede tamamlanır.

1930-1950 yılları arasında konserve fabrikaları, makarna ve bitkisel yağ fabrikaları kurulmuştur.

1950-1961 Ege'de çimento, demir-çelik, elektrik ve tekstil sanayiinde bugün hala faaliyetlerini sürdüren önemli şirketler kurulmuştur. 1960 yılından sonra yabancı sermaye iştirakiyle büyük yatırımlar devam etmiş, otomobil, kamyon, kağıt, içki tesisleri bu dönemde kurulmuştur.1960 yılı sonuna doğru İzmir'de 11'i devlet sektörüne, 209'u da özel sektöre ait olmak üzere 220 büyük firma, muhtelif imalat dallarında faaliyet göstermekteydi

1970-1980 yılları arasında, Ege Gübre Fabrikası, Pınar Et, Pınar Su, Pınar Deniz Mamulleri, Elba Aliminyum Radyatör Fabrikası, Dizelsan ve Omsa İzmir'in kazandığı büyük tesislerdir.

Kuruluşu 1970'lerde gerçekleşen Aliağa Petrokimya Rafinerisi ile 1980'lerde yatırım sürecini başlatan Aliağa Petrokimya tesisleri bölge imalat sanayiinde üretimde %38, katma değerde % 41'e ulaşan ağılıkları ile bölgenin en büyük tesisleri arasında bulunmaktadır.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 
Slayt (İZMİR RESİMLERİ)

İzmir haritası


taksi durakları

İZMİR TAKSİ DURAKLARI A B C Ç E
F G H I J
TELEFON NUMARALARIK L M N O
Aranan semtin ilk baş harfini işaretleÖ P R S Ş
BUL tıklatınT U Ü V Y
Z
İZMİR Alan kodu 232