Ebedi Takvim






Aliağa

1 Ocak 2012 Pazar


İlçenin Konumu: 

İzmir’in bir ilçesi olan Aliağa, Ege Denizi'nin kıyısında yer alır. İlçe; Güney Doğusunda Dumanlı Dağı ve Kuzey Doğusuna düşen Yunt Dağı ile çevrelenmiş olup; Batısında Ege Denizi bulunmaktadır.
İlçe, 38 Derece 56 Kuzey, 37 Derece güney enlemleri ile 26 derece 53 Dakika Batı, 27 Derece 10 Dakika Doğu boylamları arasında yer alır.
Aliağa, uygulanan İmar Planları ve konut politikalarından dolayı, önceleri Kuzey/ Güney yönünde genişlerken, son yıllarda Doğu yönünde genişlemeye başlamış; yeni konut alanları bu yönde konuşlanmaktadır. Aliağa'nın yüz ölçümü 412,5 km2’dir.
İzmir’in Sanayi ilçesi Aliağa; Doğusunda Manisa, Kuzeyinde Bergama, Güneyinde Menemen, Güney batısında Foça'ya komşudur. İzmir- Çanakkale kara yolu kentin içinden geçmekte ve çift gidiş-gelişe sahip olan bu kara yolu ile ilçeden İzmir'e 45 dakikada ulaşılmaktadır.
Aliağa- İzmir arasındaki Demir yolu hattında . Çift gidiş geliş hat tren yolu ve hızlı tren projesinin 2011 yılında hizmete girmesiyle,  Demir yolu  ulaşımı kara yoluna önemli bir alternatif olmuştur. Aliağa’nın tüm köyleri ile ulaşımı sağlanmış olup; bu köylerin tümünün yolu asfalttır.

İklimi : 

İlçeye ılıman Akdeniz iklimi hakimdir. Kışlar genellikle yağmurlu geçerken, yaz mevsimleri kuraktır. Kışın kuzey rüzgarları hakimdir. Yazın ise batıdan esen İmbat ilçeye serinlik getirir. Yazları ortalama sıcaklık 24-27 derece arasındadır. Gündüzleri bu sıcaklığın 35 C' geçtiği görülmektedir. Kış aylarının sıcaklık ortalaması 7 C' dir. Aliağa’da en soğuk ay Ocak'dır.

Akarsular: 

Güzel hisar Çayı: İlçe sınırları içinde akan tek çaydır. Yunt dağlarından doğar ve yaz- kış kurumadan akmaktadır. Çevresindeki ovalarda yetişen ürünleri sulamada yararlanılır ve üzerinde Güzel hisar Barajı bulunmaktadır. En yüksek debisi; 5.70 m3/ sn, ortalama debisi; 3.71 m3/ sn olarak ölçülmüştür.

Bitki Örtüsü: 

Aliağa, Tipik Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Yüzyıllardır aşırı otlatma, yangın ve tarla açma nedeni ile ormanlar hemen hemen yok denecek kadar azdır. Ormanların yerini; ardıç, pırnal, sakız, akca kesme, Katır tırnağı, tembih gibi maki türü bitkiler almıştır. Yalnız Boz köy yakınlarında 9500 dönüm kızılçam ormanlığı vardır. Samurlu ve Güzel hisar köyleri arasında ki kızılçam ormanı oluşum halindedir.
Çeşitli kurumların çabalarıyla düzenlenen Ağaçlandırma kampanyalarıyla ilçenin çeşitli yerlerinde yeni orman alanları oluşturulmaya çalışılmaktadır. İlçe genel olarak yaz ve kış yemyeşildir. Aliağa’nın arazi niteliği kısmen düzlük, kısmen de dağlık bir karaktere sahiptir.

Dağlar ve Ovalar: 

Dağ sıraları birbirine koşut ve kıyıya dik bir takım çöküntü çukurları arasında kalmış horst bölgeleri vardır. Bakır çay Ovası'nın daha güneyinde bulunan Yunt dağları Aliağa’nın kuzeyine dayanır. Güneyinde ise yüksekliği 1098 metreyi bulan Dumanlı dağı bulunmaktadır. Bunların dışında Kara hasan Dağı (423), Dede taşı Dağı (341), Ardış Tepe (334), Akademik Dağı (497), Halkalı Tepe (789), Sıyırdım Dağı (610) ve Kara göl Tepe gibi dağ ve tepeler de vardır.
Gediz Nehri'nin kuzeyinde birinci derece tarım bölgesi olan Helvacı Ovası vardır. Güzel hisar çayı ovası tarım yapılan ikinci verimli alandır.
Güzel hisar Barajı:
Petkim ile diğer Sanayi tesislerinin su ihtiyacını sağlamak amacıyla Petkim tarafından inşaat montajı yapılmış olup, işletme hakkı D.S.İ.'de olan temel su kaynağıdır. 1981 yılında işletmeye açılmış olup; 158 milyon m3 hacimlidir. Güzel hisar Barajı’ndan; içme, kullanma ve sanayi suyu sağlanmaktadır.
Yağış alanı 450 km2 olup, yıllık ortalama yağış miktarı 561 kg/m2’dir. Minimum su seviyesi 63 m., normal su seviyesi 104 m, maksimum su seviyesi ise 107 m’dir. Kaynağını Güzel hisar Çayı’ndan alan Baraj 14.207 uzunluğundadır.


Aliağa Tarihi:

Aliağa, tarih boyunca insanlık tarihinin en önemli uygarlıklarının kurulduğu Aiolis bölgesinde kurulmuştur. Tarih içinde birçok uygarlık bölgede var olmuştur. Aiolis kentlerinden Kyme ve Myrina, günümüzde Aliağa ilçe sınırları içinde yer almaktadır. Aliağa, Osmanlı döneminde bir çiftlik halindeyken süreç içinde küçük bir köye, Cumhuriyet döneminde 1937’den itibaren bir balıkçı bucağına dönüşmüştür.
Aliağa, 1960’lı yıllarda hayata geçirilen 1. beş yıllık kalkınma planı uyarınca sanayileşme için uygun yer olarak seçilmiş ve bu tarihten itibaren sanayi kimliği ile öne çıkmaya başlamıştır. Bu yıllara kadar Menemen’e bağlıyken, 1982 yılında İlçe statüsüne kavuşmuştur
Arkeologların yaptığı kazılar ve arkeolojik bulgulardan Aliağa’nın bulunduğu bölgede ilk yerleşimlerin İ.Ö 3.500’lü yıllarda olduğu anlaşılmaktadır. Tarih içinde Aioller belgeye gelmiştir.  Kyme,  Myrina , Gryneia, Pitane gibi tarihi kentler Aliağa bölgesindedir. Bizans’ın iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlar, Arap akınları ve doğal afetler bölgenin tarihsel sürecinde önemli değişikliklere neden olmuştur. 1025’de meydana gelen deprem bölgeye büyük zarar vermiştir.
1313 yılından itibaren Saruhan beyliğinin egemenliğine giren Aliağa, bu beyliğe bağlı bir komutan tarafından, Saruhan Sancaklarından Güzel hisar topraklarının içinde yönetilmiştir. O dönemde, köy biçiminde bir yerleşme yerine, çiftlik şeklinde işlenen topraklar söz konusudur. 1530 yılına ait tarihi kayıtlarda Güzel hisar kazasına bağlı çiftliklerden biri Ali Ağa çiftliğidir.
Osmanlı Padişahı III. Murat dönemine ait 1585 tarihli Saruhan Kadılık sicillerinde Aliağa Çiftliği’nden söz edilmektedir. Söz konusu belgede, çiftlikte 23 kişinin ikamet ettiği ve bunlardan sadece birinin toprak vergisi verdiği belirtilmektedir.
Batılı devletler, Osmanlı egemenliğindeki kıyı köylerdeki tahıl, bakliyat, zeytinyağı, deri ve hayvanları toplayarak bunları küçük teknelerle açık denizdeki büyük gemilere götürüyor, ancak bunun için büyük insan gücüne ihtiyaç duyuyordu. Bu sorunu aşmak için Ege adalarında yaşayanlar Aliağa ve çevresine göç ettirilerek yerleştirildi. Tarihi kayıtlarda, 19. yüzyılda Ali Ağa çiftliğinde 62 hanelik bir Osmanlı-Rum köyünün oluştuğu yazılmaktadır.
Charles Mac Farlane'nin yöreye yaptığı gezi:  1828 İlkbaharında, İzmir'den Bergama'ya gelen İngiliz bilgini, bu gezisini, İzmir Voyvodası Hacı Hüseyin Ağanın izniyle gerçekleşmiştir.
“İzmir'den deniz yoluyla Karşıyaka'ya geçildi. Osman zade İskelesinden haftada bir Bergama'ya giden kervanın kiralık hayvanlarıyla yola çıkıldı. İki saat sonra Menemen'e gelindi. Menemen dağınık evleri ile bir köye benziyordu.
Tepenin üstünde bulunan yel değirmenlerinden birçoğunun harap olduğu görülüyordu. Oysa daha önce buradan geçmiş olan gezginler, Menemen'in bayındır, oldukça şirin bir kasaba olduğunu yazmışlardı. Bunun bu sırada patlak veren Yunan ayaklanmasından ileri geldiği söylenebilir. Menemen'den bir saat sonra, Gediz Çayı üç köşeli bir kayıkla geçildi. İnsan ve hayvanların bir arada geçişleri korkulu olduğu kadar eğlenceliydi. Yolun bozuk ve birçok yerlerinin patikadan ibaret oluşu hayvanların yol almasını güçleştiriyordu. Mene-men'den sekiz saat sonra, Güzel hisar Köyüne varılmıştı. Burada bulunan harap ve pis bir kahvehaneye inildi. Burası kervanın durak yeriydi. Kahvehanede bulunan korkunç kılıklı zeybeklerin hiç de kaba davranmadıkları görülüyordu.
Sabah erkenden buradan ayrılan kervan, iki saat süren tatlı bir vadiyi geçerek deniz kıyısına inmiş, beş saat sonra da Bakır çay ahşap köprüsünden geçilmiştir. Yollarda zamanın yere serdiği birçok antika esere rastlanıyordu. Bunlar bu bölgenin kültür ve uygarlık tarihinde çok görkemli rol oynadığını kanıtlıyordu. Yol boyunca, küçüklü büyüklü birçok İslam mezarlıkları vardı. Bunlar bu yerlerde yaşayan Türklerin nüfus sayısının çokluğunu anlatıyordu. Yollarda ve köylerde birçok leylekler görüldü.
Bunlar Türkler tarafından öldürülmediği ve çevre bataklık olduğundan kolayca barına-biliyordu. Damların çoğunda bekçi bulunuyordu. Bunların daha çok korsanlara karşı görev yaptıkları anlaşılıyordu. Çünkü bundan beş yıl önce adalardan Yunanlılar Çandarlı'yı basmışlardı.”
Tanzimat dönemiyle birlikte Osmanlı’da emlak, arazi, hayvan ve kazanç sayımı ve envanter oluşturulması çalışması başlatıldı. 1844-45’de yapılan sayımlardan biri de “2028 sayılı Aliağa Çiftliğine ait temettü’at defteridir. Deftere göre o yıl Ali Ağa çiftliğinde 62 hane olup; 152 vergi mükellefi bulunmaktaydı. Bunların bir kısmı ortakçıydı. Vergi mükelleflerinin 13’ü Müslüman, 139’u ise Hristiyan Osmanlı vatandaşıydı. Çiftlik işçileri, çoğunlukla çevre köy, kasaba ve kazalardan geliyor, çiftlik binalarında yatıp kalkıyorlardı.
Ali Ağa çiftliği bölgesinde 1867’lere gelindiğinde yavaş yavaş köy şeklinde yerleşim başlamıştır. 1867 yılı tarihli Emr-i Şarif ile Saruhan Sancağı Güzel hisar-ı belgesinde Ali Ağa çiftliği yanında Pazar günleri her hafta halk pazarı kurulmasına izin verildiği yazılıdır.
Baltazzi Ailesi:
Aliağa, 1890 yılı Aydın Vilayeti Salnamesinde Menemen kazasına bağlı bir köy olarak kayıtlıdır. Bu dönemde köyde 101 hanede 801 nüfus yaşamaktadır. Aliağa Çiftliğinin, 19. Yüzyıl içinde Baltacı zadelerin elinde olması, bu topraklara yerleşmek isteyen Rumlar ile bölgede geniş arazilere sahip bu aile arasında anlaşmazlıklara neden olmuştur.
1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonucu Osmanlı ülkesinde eyalet sınırları ve yönetimde önemli değişiklikler olmuştu. Bu ağır yenilgi sonucu Avrupa malları Osmanlı ülkesine daha kolay girebilir hale gelmişti.
Bergama- İzmir yolu Aliağa'dan geçmekte, bazı Bergama'lılar Soma üzerinden demir yolu ile İzmir'e nakliye yapmaktaydı. Bergama-Soma demir yolunun açılması girişimine Bergamalı deveciler karşı çıkmıştı. Ticari malların taşındığı  kara yolu içerlerden deniz kıyılarına doğru kaymıştı.
Yaz mevsiminin kavun, karpuz ve üzümü Menemen'e, çoğunlukla ise, Aliağa Çiftliği İskelesi'ne doğru ya  kağnılarla ya da deve karalarıyla götürülmekteydi. Bu dönemde çevrede; Aliağa'da bulunan Baltazzi ailesinin sözü çok geçmekteydi. Bu ailenin Menemen'de ve ülkenin değişik yerlerinde geniş toprakları vardı. Aliağa Çiftliği'nde bu ailenin bilgisi dışında kuş uçmazdı. Buralarda her türlü ticari faaliyet onların denetimindeydi. Bu ailenin İzmir'de, başkentte hatta Avrupa'da bile dostları vardı. 1881'de İngiliz Arkeoloğu Ramsay, İzmir'den Aliağa'ya geldiğinde Baltazzi ailesinin misafiri olmuştu.  Zamanın İzmir Valisi de Baltazzi'ye verilmek üzere Ramsay'a bir mektup vermişti. Aile İngiliz arkeoloğa istediği atları vererek, rehber temin edip Aigai'ye (Köseler Köyü) gitmesini sağlamıştır.    
19.yüzyılın ilk yarısından Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar geçen sürede Baltacı ailesi topraklarını çok genişletmiş, Menemen kazası içindeki en büyük çiftlik haline gelmiştir. Baltacılar, Aliağa çiftliği ile Araç Çiftliği yarımadalarının hemen hemen tamamına sahip olan geniş arazilere sahip bir aileydi.
1875’li yıllarda Osmanlı uyruğuna bağlı olan Baltacızade’nin eşi Eliza Baltacı ölür. Varisi olmadığı için toprakları devlete kalır. Devlet de toprakları verdiği bir ilanla satılığa çıkarır.
Aliağa Çiftliği denilen Osmanlı- Rum köyüne ilk göçmenler, Balkan Savaşı’nın ardından 1913 yılında yerleşmeye başlamıştır.

Aliağa’nın adının öyküsü

Adını Ali Ağa adındaki bir kişinin çiftliğinden alan Aliağa'nın kuruluşunun 4. Murat dönemine kadar uzandığı bilinmektedir. 4. Murat Bağdat'tan zafer alayı ile dönerken Bağdat Savaşı'nda Osmanlı Ordusu’na yardımı dokunanları beraberinde getirir. Onlara Batıda geniş topraklar bağışlar. Bu bağışlar sırasında bu bölgeyi Arap oğullarından Abdül Kerim Ağaya bağışlatmışlar. Abdül Kerim Ağa ölünce toprakları dört oğlu arasında paylaşılmıştır. Abdül Kerim Ağanın oğullarından Kuzu Beyi ile Kerim Ağa, Kuzu beyli taraflarına, Çelebi bey ile Ali Ağa da buraya yerleşmiştir.
Ali Ağa’nın soyu; Arap oğullarından Abdül Kerim Ağa, Çelebi Ağa, Ali Ağa, kerim Ağa, kuzu Bey, Hüseyin Ağa  (Hasan Ağa soydan kalan tek kişidir.) Soyları Bergama, Bölcek Köyü, Turanlı Ali bey ve Çandarlı gibi yerlere dağıtılmıştır.
Bir söylenceye göre; çiftliğin sahibi Ali Ağa, bir suç işler. İstanbul’da ölüme mahkum edilir. Avustralyalı Baltacı Edwars  (sonradan Müslüman oldu ve Kenan adını almıştır) tarafından bu cezadan kurtulur. Ali Ağa bu can bağışının altında kalmaz ve adını değiştirmemek koşulu ile çiftliğini Edwars'a bırakır. Edwars buraya üç katlı bir malikâne yaptırır. Aliağa'nın ilk yapısı budur.
1922 yılında kıyıyı top ateşine tutan İngilizler tarafından bu binanın üçüncü katı yıkılır. 1933 yılında İzmir Valisi kazım Dirik tarafından bu malikâne ilkokul haline getirilmiştir. 1972'de yapı yıkılarak yerine Atatürk İlkokulu yapılmıştır.

Cumhuriyet Dönemi

Yunanlılar 15 Mayıs 1919'da İzmir'e asker çıkardıklarında, Aliağa'da yaşayan Müslümanlar 300'e yakın haneyi boşaltmıştır. Boşaltılan Aliağa'ya Midilli adasından Rumlar gelip yerleşmişlerdir ve 9- 10 Haziran 1919'da Yunan işgali başlamıştır.  Yunan Ordusu, Menemen’den gelip Bergama yönünde işgal alanını sürdürmüştür. 800 piyade ve 80 Süvari, üç makineli tüfek, iki toptan oluşan Yunan Kuvveti, 10 Haziran’da Reşadiye’ye (Zeytin dağ) ulaşmış, 12 Haziran’da ise Bergama’yı işgal etmiştir. Ancak İşgalin ardından 172. Alaya bağlı Türk kuvvetleri 14 Haziran’da Yunan kuvvetlerine hücum ederek, mağlup etti. Düşmanın gönderdiği takviye kuvvetler ise ancak Aliağa Çiftliği’ne kadar gelebilmiş ve orada kalmıştır.
Düşmanın 9 Eylül’de İzmir’de denize dökülmesinin ardından, Türk Ordusu 13 Eylül 1922 günü Aliağa Çiftliğine geldi. Aliağa Çiftliğindeki Yunan birlikleri ve yerli Rumlar bölgeyi bu sırada boşaltılar.  Kurtuluş yılından 1.5 yıl sonra, 1924'te Yunanistan'dan “Mübadele” diye bilinen olayla Türk göçmenler Aliağa Çiftliğinde Kazım Dirik Mahallesi'ne yerleştirildi.
1936 yılı sonu ve 1937 yılında gelen Bulgaristan Göçmenleri de Kurtuluş Mahallesi'nde iskan edildi. Göçmenler bu topraklara yerleştikten sonra, Aliağa Çiftliği Cumhuriyet döneminin bucak merkezlerinden biri olmuştur.
1951-1952 yıllarında Aliağa'ya Bulgaristan ve Yugoslavya'dan yeni göçmenler geldi. Yeni gelenler, Aliağa'nın değişik mahallerinde kendilerine yer buldular. Bu tarihlerde nüfus birden artınca 1952 yılında Aliağa'da Belediye teşkilatı kuruldu.
Belirtilen tarihlerde, Aliağa Beldesinde isim yine Aliağa Çiftliğiydi. Cuma günleri haftada bir Nahiye Müdürlüğü binası ile Mehmet Saka'nın Bakkal dükkânı arasında “Hükümet Bahçesi” denilen alanın etrafında Pazar yeri kurulmaktaydı. 1952–1960 dönemlerinde Aliağa Çiftliği bucak olmasına rağmen tipik bir kıyı köyü görünümündeydi. Balığı ve deniz ürünleri lezizdi. Ancak denizden geçimini sağlayan insan sayısı çok azdı. Halkın büyük çoğunluğu rençperlik yapmaktaydı. Çevre yollara akşama yakın vakitte tarlalardan dönen dört tekerlekli at arabaları sıralanmaktaydı.
1970'li yıllar T.P.A.O ve İzmir Rafinerisi'nin kuruluş yıllarıydı. Hızlı bir gelişme vardı. İşleri yürütmek üzere müteahhitlerle birlikte, teknik eleman ve iş arayanlar Aliağa'ya akın etti. Nüfus sürekli artıyor, ekonomik yaşam giderek canlanıyordu.
14 Ocak 1982 tarihine gelindiğinde Aliağa beldesi ilçe olmuştu. Kasaba ilçe statüsüne erince, yeni idareci ve memurlar atandı. Yurdun her tarafından ilçeye gelenlerle burada oturan insan sayısı daha da çoğalmıştır.
Osmanlılar döneminde nahiye olan Aliağa, 1 Mart 1952 yılında belediyelik olmuştur. 21 Ocak 1982 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2585 sayılı kanun ile de Aliağa kasabası ilçe statüsüne kavuşmuştur.
Kaynak: Aliağa Ticaret Odası © 2009

Aliağa ve Çevresindeki Antik Kentler


Gryneion:

Çandarlı Körfezi kıyısında, Elaia ile Myrina arasındadır. Yenişakran Temaşalık (Çıfıtkale) mevkiinde kurulmuş bir ören yeridir. Zamanında Apollon Tapınağı ve kehanetleri ile tanınmıştır. M.Ö. 334 yılında Parmenion tarafından yıktırılmıştır.

Gryneion, denize yakın bir yerleşim yeri olduğundan, antik kalıntıların araştırılması da kolaylaşmaktadır. Görülmesi gereken önemli bir tarihi merkezdir.

Myrina (Sebastopolin): 

Güzelhisar Çayının (Pythikos) denizle birleştiği yerde Çandarlı Körfezi'nin son koyunda yer alır. İki tepe üzerinde bulunan ve bir rastlantı sonucu köylüler tarafından ortaya çıkarılan  Nekro poliste (mezarlık) kalıntıları vardır.

İlk araştırmayı 1874'te M.E. Batezzi yapmış ve 5000 kadar mezar ortaya çıkarılmıştır. Bu kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin tümü yurtdışına kaçırılmıştır. Kaçırılmayan eserler İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Şehrin M.Ö. 454-425 yılları arasında Atina Konfede- rasyonunda önemli bir yeri vardı.  M.Ö. 475' te Kserkes şehri Birinci Gongylos' a verdi. 1. Gongylos' da M.Ö. 339' da Myrina' yı oğlu İkinci Gongylos' a bıraktı. M.Ö. 260' ta şehri Selefkiler ele geçirdiler. Kısa bir zaman sonra Arkaios Savaşı sonunda Attalos şehri geri aldı. Şehir M.Ö. 11. yüzyılda Bergama' nın hakimiyetine girdi. M.S. 17-30 yılları arasında depremler Myrina' yı tahrip etmiştir.

Aigai :

Nemrutkale, Güzel hisar çayının başlangıcındadır. Görünürde kalıntılar vardır. Köseler Köyü'nün yakınında, Nemrud kalesi olarak bilinen bu Aiol yerleşimi, yanı zamanda antik Yunan'ın Anadolu'daki en eski kentlerinden biriydi.

Onlarınki sakin bir yurttu. Tarımla uğraşır, zeytinyağı üretirlerdi. Komşuları girişimci İnoialılara göre iddiasız bir yaşamları vardı, ama keçi kılı dokumalarıyla da kimse rekabet edemezdi. Bir de "Ben de senin için beyaz keçi getiririm sunağa" diyen şairleri Lesboslu (Midilli) Sappho (M.Ö. 7- 6. yüzyıl) ile Yaklaşık 500 yıl sonra ünlü tarihçi ve Coğrafyacı Strabon "Sappho ile şiir alanında en alt düzeyde bile yarışabilecek hiçbir kadının varlığını tanımıyorum..." diye not düşmüştü 'Geographika' adlı eserinde.
Ve bu sessiz topraklardan dünyaya yayılan başka büyülü sesler de vardı: "Eski zamanın yedi bilge kişiden biri Pittakos", şair Alkaios, yedi tonlu ölçünün yaratıcısı Terpandros, Atina'daki Platon'un Akademiası'nın başına geçen Pitaneli (Çandarlı) Arkesilaos, antik dünyanın baş yapıtlarından “Theogonia/Yaratılış'ın yazarı Kymeli (Aliağa) Hesiodos ve tüm zamanların en büyük ozanı Homeros... Hepsi de adına Aiolis denilen toprakları solumuştu. Onlar, kıta Yunanistanı'ndan Batı Anadolu kıyılarına, ilk göçü gerçekleştiren Aiol boyunun çocuklarıydı.

Ege Denizi'ni, yaklaşık 3100 yıl önce gemilerle aşıp geçen Teselya ve Boitia kökenli ataları, Edremit Körfezi'den İzmir'e değin tüm kıyı bölgesinde ve adalarda koloniler kurmuştu. İleride Anadol'da parlamaya başlayacak Helen uygarlığının öncüleriydi. Ama varlıklarını ancak 9. ve 8. yüzyıllarda göstermeye başlayabileceklerdi.

Amazonlarla bir ilişkileri olabileceği şeklinde yorumlar da vardı. Ama en önemlisi 'Ege' adının kökeninde yatan efsaneydi. Ege, yani eski Yunan dilinde keçi anlamına gelen şu Aigaios, Aega sözcüklerinin gelip dayandığı yer...

Mitolojiye göre, Atina kralı Aegeus, oğlu Theseus'u, Girit'teki bir labirent sarayda yaşayan boğa ve insan karışımı canavar Minotauros'a kurban olarak göndermişti. Eğer oğlu bu labirentten geri dönerse, gemiye beyaz yelken çekilecekti. Theseus, Girit Kralı'nın kızının yardımıyla azgın yaratığı öldürüp, her yıl kurban isteyen Minos geleneğine son vermişti ancak, dönüşte beyaz yelkeni çekmeyi unutmuştu. Bunu gören baba Aegeus, kendini denize atmış. Ege Denizi de, bundan böyle onun adıyla, Aigaios Pontos olarak anılmaya başlanmıştı.
Ege söylencesi öylesine güçlüydü ki, denizden karanın içlerine, Çandarlı ve Manisa arasındaki Yunt Dağı'nın yamaçlarına kurulu bir kente kadar ulaşmıştı.onun adı da Aigai idi, yani keçiler halkı. Köseler Köyü'nün yakınında, Nemrut kalesi olarak bilinen bu Aiol yerleşimi, yanı zamanda antik Yunan'ın Anadolu'daki en eski kentlerinden biriydi. Bugün menengeç ve meşe ağaçlarının altında, yıkık bir kent gibi görünse de, ayaktaki kalıntıları halen etkileyicidir Aigai'nin. Çünkü bu izler kentin bir zamanlar nedenli ihtişamlı olduğunu ve aynı zamanda da tarihinin çok gerilere dayandığını söyler. Çok iyi korunmuş, ince işçilik sergileyen yüksek duvarları eşi bulunmaz bir malzemedir. Ve Aigai, bu özelliğiyle, günümüze kalan en önemli antik kentlerinden biri olarak öne çıkar. Kenti saran sur duvarları, yaşanılan tarihi evreleri gözler önüne serecek denli güzel örnekler sunar.

Her şeyden önce ender olarak gözlenebilen arkaik dönem, yani, MÖ. 7. ve 6. yüzyıl gibi erken döneme ilişkin duvar kalıntıları, kentin tarihini çok eskilere götürecek en önemli kanıt olarak belirir. Sonra Helenistik, ardında da Roma dönemi...

Yoğun taş yığınları ve yıkıntıları arasında, onun seksen metre uzunluğunda ve on metreyi aşan yükseklikteki çarşı (agora) binası beklenmedik bir sürpriz gibidir. Üç katlı olan bu yapının alt katı bir sokağa, en üst katı ise agoraya açılır. Orada, ele geçen ender eserlerden birini, yalnızca Aiol mimarisine özgü çok önemli bir elemanı görürsünüz. Bu mantar şeklinde bir sütun başlığına ait bir parçadır.

Sonra tiyatronun üst terasındaki tapınaklar alanında tanrılar tanrısı Zeus ve kızı savaşçı Athena'ya adanmış olduğu düşünülen iki tapınağa ait kalıntılar karşılar sizi. Akropolisin batıya uzanan ucundaki küçük tapınak ise bereketin simgesi Demeter ve kızı Kore'ye tapınılmak için yapılmıştır.

Aşağıdaki Kocaçay vadisinde ise bir başka tapınak keser önünüzü. Bu kralların, soyluların, köylülerin ve hatta kölelerin, gelecekteki kaderlerini umutsuzca öğrenebilmek için başvurdukları bir tanrı içindir; Apollon.

Karanlığa gömülen çoğu Aiolis kentinin aksine, İskender'den sonra, MÖ 218'de Bergama Krallığı'na bağlan- masıyla birlikte adını duyurmaya başlayan Aigai, barbar olarak tanımladıkları Pers egemenliğinden (MÖ 6 ve 4. yüzyıl) uzakta, sorunsuz bir yaşam sürdürdü. Yunan kolonilerini tehdit eden siyasi güce ve ticari tekele dönüşecek. Delos Deniz Birliği'ne de hiçbir zaman üye olmadılar. Egemenliklere sessizce boyun eğdiler, ama Aiol Birliği'nin en önemli 12 kenti arasında, tıpkı bir keçi gibi, inatla, kimliklerini en fazla koruyabilen ve yaşatabilen de onlar oldu.    

Kyme:

Çakmaklı Köyü yakınındadır. İlk kazılar Çekler tarafından yapılmıştır ve 1952 yılında Doktor Baki Örgün yönetiminde kazılar sürdürülmüştür. Buluntular İzmir Arkeoloji müzesindedir.
Aeolis Kyme'si, denizin yakınında, geniş Aliağa körfezinde bugün Nemrut Limanı olarak adlandırılan bir koyda bulunmaktadır. Geleneğe göre şehir, 1050 yıllarında “Frigio Locrico”dan gelen Aeoller tarafından daha önceleri Pelasglar tarafından yerleşim görmüş sit üzerinde kurulmuştur.

Şehir, kuruluşundan hemen sonra Ege ve Campania Cuma'sının kurulmasında işbirliği yaptığı Batı'yı ilgilendiren ticari trafiğin merkezi olmuştu. 1700'lu yılların gezginleri tarafından tespiti yapılmış, 1800'lü yılların ortalarında ilk olarak toprak sahibi D. Baltazzi sonra da S. Reinach tarafından güney nekropolünde yapılan kazılara sahne olmuştur.

1925 yılında, A. Salaç tarafından yönetilen bir Çekoslavak heyeti, aralarında bir portiko, del vasaio olarak adlandırılan bir ev ve ufak bir İsis tapınağının olduğu birçok kalıntıyı gün ışığına çıkarmıştır. Bunları türk açmaları takip etmiş; 1955 yılındaki, E. Akurgal tarafından Güney Tepe'nin yakınlarında yapılan kısa zamanlı olan açmada orientalizan seramik bulunmuştur.

Diğer kazılar İzmir Müzesi tarafından 1979-1982 yılları arasında Güney Tepe yakınlarında önemli epigrafik ve yapısal buluntuların bulunduğu kentin değişik alanlarında gerçekleştirilmiştir. Catania Üniversitesi'nin sistematik araştırmaları 1982 yılında başlatılmış, ilk olarak İzmir Müzesi ile çalışılmış ve 1986 yılından itibaren sit alanındaki araştırmalarda tam sorumluluk şeklini almıştır.

Kyme, Aliağa'nın güney batısında, günümüzde Nemrut Koyu denilen Namura koyundadır. Aiolis'in en büyük kentlerinden biri olan Kyme'den antik tarihçiler, Phrikonis veya Phrikontis olarak da söz etmişlerdir. Bu kentin İtalya'daki Kymai, Makedonya'daki Kyme kentleri ile bağlantısı olup olmadığı bilinmemektedir.

Kyme sözcüğü Hellen dilinde bir anlam taşımamaktadır. Bununla beraber Prof. Bilge Umar, Luwi-Pelasgas dilindeki “Ana Tanrıça'nın kenti” anlamındaki Kama'dan türetildiğini söylemektedir. 

Kentin kuruluşu kesinlik kazanamamıştır. İlkçağ destanlarına göre Amazonlardan bir kraliçe tarafından kurulmuştur. Strabon, Yunanistan'ın Thermopylai'nin üst tarafındaki Lukris'den gelenlerce kurulduğunu söylemektedir. Bu göçmen grubu Pelasglarla savaşmış, Neon Teiklos ve Larissa'dan sonra Kyme'yi kurmuşlardır. Tarihi kaynaklara göre Troia Savaşının ardından Helenlerin Aio kolu bölgeye yerleşmiş, Pelasgların saldırılarına karşılık Neon Teiklos'u kurmuşlardır. Larissa'nın zayıflaması üzerine de Kyme'nin temelleri atılmıştır. 

Strabon, Aiol Kentlerini anlatırken Kyme'den şöyle bahseder:

“Aiolis kentlerinin en iyisi ve en büyüğü Kymê'dir. Burasının Lesbos ile birlikte sayıları otuza varan ve halen çoğu yok olmuş bulunan diğer kentlerin Metropolis'i olduğu söylenebilir. Kymê, akılsızlığından dolayı alay konusu olmuştur. Bazılarının anlattığına göre, kuruluşundan ancak üçyüz yıl sonra liman vergisi alınmaya başlanmıştır ve bundan önce halk bu gelirden yararlanamamıştır. Bu nedenle, deniz kıyısında bir kentte yaşadıklarını geç öğrenmiş bir halk olarak ün kazandılar.”

Kyme'de yaşayan halk denizci olmalarına karşılık kısa zamanda ekonomik yönden de güçlenerek gelişmişler ve Aiolis bölgesinde önemli bir kent olmuşlardır.

Kyme, Larissa'nın ele geçirilmesi ve Pelasgların da direnişlerinin kırılmasından sonra kurulmuş ve gelişmiştir. Kentin Helen yerleşmesini izleyen yılları oldukça karanlık kalmıştır.

Anadolu'nun önemli tarih olaylarından Kyme'lilerin önemli katkıları olmamıştır. Ancak Pers istilâsı sırasında Kyme tiranı Aristogoras, Pers Kralı Darius'un M.Ö.512'de Skyth ülkesine düzenlediği sefere gemileri vererek onu desteklemiştir. Xerkes M.Ö.480'de Yunanistan'ı işgal ederken Kyme'deki Pers Satrabı Sandokes on beş gemi ile Pers donanmasına katkıda bulunmuştur. Delos Birliği kurulduktan sonra da Kyme, birliğe yılda dokuz talent vergi ödemek zorunda kalmıştır. Bu vergi Ephesos, Miletos gibi büyük İon kentlerinin ödediklerinden çok daha fazla idi. 

M.Ö.IV. yy.da Kyme, Klozomenai ile komşu şehirlerden Leukai'yi ele geçirmek için bir mücadeleye girişmiştir. Delfoi kehanet merkezi Apollon'un “Leukai'de ilk kurban törenini yapacak halka ait olacaktır” sözünü taraflara iletmiştir. Bunun üzerine Klozomenai'liler Smyra körfezinin karşı kıyılarına bir gurup kolonist göndererek onların toplandıkları yeri Klozomenai toprağı saymışlardır. Böylece Klozomenai'liler Kyme'lilerden önce Leukai'ye gelerek kurban töreni yapmışlar ve yarışı kazanmışlardır. 

İki tepeye yayıldığı anlaşılan Kyme, XIX.yy.ın sonlarında Fransız, Alman ve Çekoslovak bilim adamlarının yapmış olduğu küçük çaptaki kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Ancak bu araştırmacıların ortaya çıkardıkları kalıntı ve buluntuların ne oldukları pek bilinmemektedir. Daha sonraki yıllarda Ekrem Akurgal (1950) , Baki Öğün (1952) ,Hasan Tahsin Uçankuş (1979) ,Vedat İdil ve Orhan Bingöl (1981-1983) küçük çapta olsa da kazı çalışmaları yapmışlardır. Prof. Sebastane Lagona 1985'den bu yana çalışmaları sürdürmüştür. 

Kyme'nin kalıntıları İonya kıyılarındaki diğer kentlerin kalıntılarında olduğu gibi yağmalanmış, yeni kentlerin yapımında taşları kullanılmıştır. Bu nedenle de Antik Çağların ünlü Kyme kentinden günümüze pek az kalıntı gelebilmiştir. Bunlar da sur kalıntıları, ne olduğu yeterince anlaşılamayan anıtsal bir yapı, Ion üslubunda mabet kalıntıları, gövdeleri yivsiz iki sütun dizisi ile tiyatronun yeridir.

Kuzey tepenin eteklerindeki tiyatronun yarım daire şeklindeki Cavea'sının yalnızca izleri görülebilmektedir. Prof. S.Lagona burada yaptığı kazılarda tiyatronun orkestra bölümünün bir kısmı ile on iki sütunun yerleştiği çukurları, mask, silen başı gibi küçük buluntuları ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Kuzey Tepe'nin en üst noktasında da İon üslûbunda yapılmış ve Tanrıça İsis'e adanmış bir mabedin varlığından söz edilmişse de yeterli kalıntı bulunamamıştır. Bunların yanı sıra Namurt limanında kuzey ve güney Mendirek'e ait kalıntılar ile çok sayıda yazıt ve sikke ele geçmiştir. Kymede toprak üstünde sayısız çanak çömlek parçalarına çok sayıda rastlanır. M.S. II.yy.da Kyme'lilerin bastırdıkları sikkeler üzerinde Ephesos Artemis'ine benzeyen bir Anadolu tanrıçasının kabartması dikkati çeker. İzmir Arkeoloji Müzesindeki tunç atlet heykeli ile İstanbul Arkeoloji Müzesindeki Artemis başı en güzel buluntulardır.

KAZILAR


Aliağa yakınlarındaki KYME antik kenti,  antik çağda Aiolis adı ile anılan bölgenin baş şehridir.  KYME Namurt körfezinde Petrol Ofisi ve Petkim yanında, akılla, bilimle, bin yıllar sonra yeniden ayağa kalkıyor.

İtalyan asıllı ama 25 yıldır sürdürdüğü kazılarla artık Anadoludan biri olan Ord. Prof. Dr. Arkeolog  Sebastiana Lagona ve ekibi KYME'de çok önemli sonuçlar elde ediyor. Son yıllarda KYME bilimsel kazılarla gün ışığına çıkmaya başladı.

KYME açıklarında denizden balıkçılar tarafından çıkarılan koşucu heykeli büyük ilgi görüyor. Bronzdan olan heykel M.Ö 1.Yüzyılın 2.Yarısına tarihleniyor ve İzmir Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Aeolis Kyme'si, denizin yakınında, geniş Aliağa körfezinde bugün Nemrut Limanı olarak adlandırılan bir koyda bulunmaktadır. Geleneğe göre şehir, 1050 yıllarında “Frigio Locrico” dan gelen Aeoller tarafından daha önceleri Pelasglar tarafından yerleşim görmüş sit üzerinde kurulmuştur.

Şehir, kuruluşundan hemen sonra Ege ve Campania Cuma'sının kurulmasında işbirliği yaptığı Batı'yı ilgilendiren ticari trafiğin merkezi olmuştu. 1700'lu yılların gezginleri tarafından tespiti yapılmış, 1800'lü yılların ortalarında ilk olarak toprak sahibi D. Baltazzi sonra da S. Reinach tarafından güney nekropolünde yapılan kazılara sahne olmuştur. 

1925 yılında, A. Salaç tarafından yönetilen bir Çekoslavak heyeti, aralarında bir portiko, del vasaio olarak adlandırılan bir ev ve ufak bir İsis tapınağının olduğu birçok kalıntıyı gün ışığına çıkarmıştır. Bunları Türk kazıları takip etmiş; 1955 yılındaki, Ekrem Akurgal tarafından Güney Tepe'nin yakınlarında yapılan kısa zamanlı olan açmada orientalizan seramik bulunmuştur. 
Diğer kazılar İzmir Müzesi tarafından 1979-1982 yılları arasında Güney Tepe yakınlarında önemli epigrafik ve yapısal buluntuların bulunduğu kentin değişik alanlarında gerçekleştirilmiştir. 

Catania Üniversitesi'nin sistematik araştırmaları 1982 yılında başlatılmış, ilk olarak İzmir Müzesi ile çalışılmış ve 1986 yılından itibaren sit alanındaki araştırmalarda tam sorumluluk şeklini almıştır.

KYME KENTİ BÖLÜMLERİ


BATIK DALGAKIRAN:

Günümüzde aşağı yukarı tamamen su altında kalmış Liman yapıları, sahildeki bir dizi duvar ve suyun hemen altında görülebilen, 200 m. uzunluğunda, büyük dört köşe bloklardan oluşmuş gösterişli dalgakırandır. İlk incelemeden yapının değişik yapım zamanları ortaya koymuştur: en eski olan ilk zamanda büyük düzenli taş bloklarla inşa edilmiş ve 200 m. uzunluğunda bir dalgakıran görünümündedir; birinci dalgakıranı temel alan ikincisi, uzunluk olarak aynı olmakla beraber genişlik olarak iki katı ve eskisine benzer düzenli fakat daha kısa olan birbirlerine kırlangıç kuyruklu metal kenetlerle tutturulmuş bloklardan oluşmuştur. Kesinlikle bu yapıdan bir bölümü oluşturan kıyıdaki platformun büyük kaplama taşlarının altında gerçekleştirilen stratigrafi k kontroller, İ.Ö. IV. yüzyılın ortaları civarına yapıyı tarihlendirilmeye götürür.

ORTA ÇAĞ KALESİ:

Sahil kıvrıntısının tam ortasında aceleyle inşa edilmiş bir kale ve bunun için planı çok sıra dışı ve alışılmamış bir tekniktedir: Harçsız ve üç metre genişliğinde dış duvar, bağlantısız değişik boyutlarda büyük bloklar ve düzenli dolgu bloklarıyla inşa edilmiştir. Dolgu; taş, toprak ve tuğla değişik parçaları kapsar. Dolgu parçaları arasında iki korinth tipi başlık ve Troya tipi bir labirentin çizildiği gri taştan bir blok vardır. Yapı içlerinden yalnızca dört tanesinin yerinin kesinlikle belirlendiği: bir tanesi kuzey yanın başlangıcında, kapı yanında; ikincisi doğu yanının ortasında, üçüncüsü güney yanında, dördüncüsü güney yanının sınırında günümüzde su içinde bulunan; kulelerden oluşmuştu. Yapının iç duvarları, daima birbirine bağlı olmayan küçük taşlardan yapılmıştır ve iki açık avlu etrafında ortaya çıkan bir dizi mekan oluştururlar; bunların bazıları niş veya havuzlardandır; kuzeydoğu köşesindeki yse hayvanları bağlamak için halka biçimindedir. Orta çağ yapısına iki giriş açılır: birincisi liman yakınlarında 3 metre genişliğinde; ikincisi güney yanın merkezinde. Merkezde limanın dalgakıranıyla bağlantılı olası gereken bir açıklık var gibidir.

HELENİSTİK ANDEZİT KENT DUVARI:

Kalenin çevre duvarının kuzey yanında, Orta çağ duvarının altında, Helenistik Dönem‘den güçlü bir çevirme duvarı tarafından oluşturulan alttaki yapıdan arda kalmış olanlara uyarlanmış Protobizans‘ın ki bulunur. Deniz kıyısından iç kısımlara doğru giden bir savunma duvarından bahsedilmektedir; çift yüz tekniğiyle inşa edilmiştir, 3m. genişliğinde, dış yüzey sivri köşeleri yuvarlatılarak bir tür kenet yaratılan düzgün andezit bloklardan, iç yüzey ise yüzeyleri birbirine paralel kum taşı bloklardır. 

İlk aşamada batı-doğu doğrultusunda yaklaşık 75 m. ilerleyen ve sonra güneye kıvrılan duvarda, biri kuzey kanatta, deniz yakınında, orta çağ kalesininkine göre biraz karışık düzenlenmiş; öteki, kuzey-doğu köşesinde üzerinde tekerlek izlerinin görüldüğü taş döşenmiş bir yolun karşılığında olmak üzere iki tanesi arabaların geçmesi için, toplam üç tane geçiş vardır. Üçüncü açıklık, birincisine yakın, açık renkli mermerden üç basamaklı, kenarlarda iki yarım sütunlu, eşikte belki de bir kapı için kullanılan zıvanaların izlerinin olduğu, bir giriş sunmaktaydı, daha çok andezit duvarın çağdaşı bir küçük yapının kapısı olabileceğini düşündürür.

GÜNEY TEPESİ ÜZERİNDEKİ YERLEŞİM BÖLGESİ :

Güney Tepe'nin kuzeybatı yamacı, şehrin uzun hayat dönemi boyunca konut bölgesi olarak kullanılmıştı. İncelenen kısıntılı alanda, yıkılmış daha erken binaların kullanılmasıyla çoğunlukla üst üste gelmiş en az beş inşa katı ortaya çıkarılmıştır. 

En eski inşa katı; kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan, iki mekanı birleştiren bir eşiğin izlerinin görülebildiği ince ve uzun duvar tarafından temsil edilmektedir. Duvarın kronolojisi kesin olmamakla beraber İ.Ö.V.yy.'dan öncedir. İkinci kattan İ.Ö.V. yy.'in sonundan itibaren tarihlenebilen bir yapının bölümünü oluşturan iki oda (A ve B mekanları) gözükmektedirler. Yapı, kuzey yanda bitiyormuş gibi gözükse de A mekanının girişinin açıldığı güney yanda da başka mekanlar var olabilir. A mekanının batı duvarı kalker düzensiz büyük bloklardan inşa edilmiş ve tepenin uç kısmının doğal güçlü yükseklik farkını birleştirmek için teraslama duvarı görevini de yapmaktaydı. Bu duvarın ayakları dibinde yapının çatısından gelen suları toplayan kayaya oyulmuş bir sarnıç vardı. 

Sarnıç döküntüyle ve Geç Helenistik Dönem'e tarihlenebilen çok sayıda acroma ve siyah vernikli seramikle dolmuştu. Roma İmparatorluk Çağı'ndan, ortalama olarak bollukla beyaz harç ve tuğlayla inşa edilen bazı duvarlar görülmektedir. Bu dönemde, A mekanının doğusunda bir servis odası gerçekleştirilmiştir. Dolmuş olan sarnıcın bulunduğu alanda duvarları sıvayla boyanmış yeni bir oda oluşmuştur. 

Geç Roma Dönemi'nde alan, odaları harçsız ve daha erken malzemeyle doldurulmuş çoğunlukla polikrom mozaikle zenginleştirilmiş geniş bir konut tarafından işgal edilmiştir. Yıkım tarihi VI. yy.'in sonuyla VII. yy. ilk yarısı olan yapının yayıldığı alan hala açıklığa kavuşmamıştır. Son kat, kazının kuzeyinden gelen son derece yüzeysel yapılarla belirlenmiştir: Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusundaki uzun bir duvar ve duvarla aynı yönde olan devşirme taşlardan oluşmuş bir rampa alanın Bizans Çağı'ndaki bir kullanımının zayıf izleridirler.

KÜÇÜK TERMAL BİNA:

Halen kısmen kazılmış yapı, tepenin meyilini takip eden değişik seviyelerde yerleştirilmiş bir dizi bitişik mekandan oluşmuştur. Ana mekanın tabanı mermer kaplanmış, sıvayla boyanmış duvarları ve mermer döşemeleri vardır. Batıda üç basamaklı mermer kaplanmış bir geçit başka bir mekana çıkışa izin vermekteydi. Bütün mekanlarda, yapının dışında bir kanalizasyona dökülen, su dağıtımı için bir seri kanal ve boru gözlenir. Bir dikdörtgen havuzun varlığı ve kanallarla boruların içeride ve dışarıdaki karışık organizasyonu, küçük bir termal yapıyı düşündürmektedir. Seramik malzeme, sikkeler, ve ufak bir kartal gemi sayesinde, kompleks İ.S. III.'yy. sıralarına tarihlenir.

SÜTUNLU YOL :

Geç antik döneme (İ.S. IV.yy.'ın ortası) tarihlenebilir. Taş döşemeli yolun iki yanına konulan sütunların arasından aşağı yukarı belirli bir mesafede, fonksiyonları hala açık olmayan alanlara açılmaktaydı. Olasılıkla birkaç önemli yapıyla bağlantılı olan cadde güneyde, 1974 yılında İzmir Müzesi tarafından kısa bir kısmı gün ışığına çıkarılan ve doğu-batı doğrultusunda uzanan daha erken bir taş döşemeli caddeden bir duvarla ayrılmaktaydı.

TİYATRO:

Kayaya kazılmış oturma sırasının ufak bir bölümünün bulunuşu ve anıtın batı kısmında orkestra yüzeyinin daha erken dönemine ait blokların bulunuşu, Roma seviyesine ait tiyatronun altı veya sekiz cuneiye bölünmüş büyük cavaesiyla ilk hipotetik bir planının taslağının çizilmesine izin vermiştir. Biri erken imparatorluk döneminden ve diğeri de bunu takip eden olmak üzere iki değişik inşa zamanı gösteren Roma döneminden kenarlarda iki plasterle sınırlanan öndeyse 12 küçük sütunla süslenen proscaeneumun hattı; temeller ve her biri iki dikdörtgen mekana bölünmüş iki kanat kapsayan sahne binasının duvarlarının taban kısımları; orkestranın yazıtlı bloklarla (bunlardan biri Aeol birliğine ait bir kararname içerir) doldurularak yapılmış antik bir restorasyon gösteren mermer döşemesi ve harç üzerindeki izden tekrar yapılabilen bitki ve geometrik motifli merkezi simge, yan için bir nişle ön sahnenin genişletilmesinin de; taştan olup Roma imparatorluk Çağı'nda Küçük Asya'da yaygın tip olan arşitrav üç büyük parçası da ikinci dönemin örnekleridir.

TİYATRO YAKININDAKİ DÖŞEME:

Halen yapılmakta olan kazılar, limanla tiyatronun sahnesi arasındaki geniş alanı birleştirirmiş gibi görünen olasılıkla bir portikoyla veya sütunlu caddeyle ilgili olan geniş bir tabanı gün ışığına çıkarmışlardır.

SAHİL BOYUNCA BULUNAN PORTİKO:

Portiko, dorik bir sütun dizisinden, küçük poligonal taş bloklarla döşenen bir kaldırımdan oluşmaktaydı ve bu yapıya ait olan birçok sütun tamburu denizde bulunmaktadır. Daha kuzeydeki bölümde yapı bir kanalizasyon tarafından kesilmiştir.

KUZEY TEPESİNDEKİ KUTSAL ALAN:

Çekoslovaklar tarafından 1925 yılında keşfedilen küçük tapınağın ötesinde  kısmen kayaya kazılmış bir dizi mekan bulunmaktaydı. Bunlardan birinin ortasında ayakta yalnızca bir tamburu kalmış bir sütun bulunur. Biraz daha güneyde, bir duvar tarafından çevrilmiş dikdörtgen bir mekanda, kuzey-batı köşesi yakınında, içlerinde hatırı sayılır kandilin yanı sıra heykelciklerin, küçük boyutlu vazo parçalarının ve heykelcik imali için kalıpların, vazoların ve özellikle Megara tipi kaselerin ve iyi sayıda bronz sikkelerin bulunduğu bir ex voto  çöplük gün ışığına çıktı.

ALİAĞA MÜZESİ

Aliağa'da antik KYME kenti kazılarını sürdüren İtalyan misyonun katkılarıyla Aliağa'da yapımına başlanan Müze inşaatı tamamlandığında, binlerce yıllık kültür uygarlığı KYME'den çıkarılan eserler, çıkarıldıkları topraklarda sergilenme olanağı bulacak.

KYME Antik kenti kazılarını T.C Kültür Bakanlığı ile işbirliği halinde sürdüren  İtalya'nın Catania Üniversitesinin katkılarıyla yapılmakta olan Aliağa Arkeoloji Müzesi yeterli ödenek bulunduğunda tamamlanacak.

Kazı Heyeti Başkanı Prof. Lagona, kaba inşaatı biten müzenin tamamlanması için 350 bin Euroya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Aliağa'da yapımı süren müze bittiğinde, başka müzelerdeki Kyme'ye ait buluntuların kente getirileceği belirtiliyor. Müze bittiğinde, New York Metropolitan, Londra British ve Rusya St. Petersburg müzelerinde sergilenen Kyme'ye ait buluntular, olmaları gereken yere, Aliağa'ya getirilecek.

Aliağa’da ulaşım




Kent ekonomisi içinde ulaşım önemli bir yer tutmaktadır.
Tüm ulaşım olanaklarının (kara yolu- tren yolu, hava ve deniz yolu) kullanılabildiği Aliağa, özellikle iskeleleri ile öne çıkmaktadır.
Tüm ulaşım olanaklarına sahip olmasıyla stratejik üstünlüğü öne çıkan İzmir’in Aliağa İlçesi, Kara yolu, deniz yolu ve demir yolu ağıyla bütün ulaşım ve diğer altyapı imkânlarıyla yatırımcıların ilgi odağı haline gelmiştir.
Aliağa, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan ve İzmir’in ulaşım sorununu kökten çözecek 80 kilometrelik Aliağa-Menderes hızlı banliyö sisteminin hizmete girmesiyle ulaşımda önemli bir avantaja daha sahip olacaktır. İzmir Metrosu şu an Üç yol-Bornova arası hizmet verirken mevcut banliyö sisteminin metro standartlarına yükseltilmesi ile Aliağa-Menderes arasında da metro ile seyahat etme imkanı doğacaktır.
Manisa`dan Yunt dağı üzerinden Kara kuzu köyünden geçerek Aliağa`ya gelen yolun revize edilmesiyle Aliağa’da ulaşım imkânlarına yeni katkılar ortaya çıkacaktır. Nemrut İskelelerinin yanında yapımına başlanacak olan Kuzey Ege (Çandarlı) limanına da kolay ulaşım için bu yol büyük önem taşımaktadır
Nemrut Körfezinde işleticileri farklı toplam 7 iskeleden oluşan ve yılda 3.500- 4.000 geminin yanaştığı Aliağa-Nemrut Limanı'nda petrol ve kimyevi ürünleri yanı sıra dökme yüklerin doldurma-boşaltma işlemleri yapılmaktadır.  Nakliye sektörü son derece gelişmiş olup, otobüs, tır ve gemi filosu ile yurt içi ve yurt dışı taşımacılık yapılmaktadır.




Nüfus

Türkiye İstatistik Kurumu, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2009 yılı verilerine göre;

* Aliağa merkez ilçede; 25.275 Kadın, 25.833 Erkek olmak üzere toplam 51.108 kişi,
* Belde ve köylerde; 6.191 Kadın, 6.204 Erkek olmak üzere toplam 12.395 kişi
* Aliağa merkez ve belde-köyleri ile birlikte nüfus toplam 63.503 kişidir. (31.466 Erkek, 32.037 Kadın) (TÜ İK Aliağa Verileri)

Ekonomi

Tarihi zenginlikleri, doğal güzellikleri, ve coğrafi özellikleri nedeniyle farklı bir çok potansiyeli barındıran Aliağa, Petrol Kimya sanayinin kurulmasıyla birlikte 15-20 yıl içinde bir sanayi kentine dönüşmüştür.
1960'lı yılların başına kadar tarımsal yoğunluklu ekonomik etkinliğe sahip olan Aliağa, 1961 Anayasası’nın “Planlı kalkınma” hedefleri uyarınca, “Ağır Sanayi Bölgesi” olarak kabul edilince, 1970'lerden itibaren sanayi yoğunluklu ekonomiye dayalı bir karakter kazanmaya başladı.

Makro ölçekteki kamu yatırımları olan Petkim-Tüpraş gibi dev sanayi kuruluşlarının bölgemizde kurulmasıyla başlayan Sanayileşme hızını arttırarak devam etti.

Nemrut Limanının kuzeyine yerleşen, ülkemizin en büyük petrokimya endüstrisi, Petrol Ofisi ve çeşitli sıvılaştırılmış gaz depo ve dolum tesisleri; güneyinde irili- ufaklı ark ocakları ve demir çelik fabrikalarının kurulması Aliağa'nın bir sanayi kentine dönüşmesini hızlandırdı. 1970'li yılarda başlayan sanayileşme hareketleri sonunda ilçede bir sanayi sitesi, 40 kadar büyük sanayi tesis ve kuruluşu ile 1577 işyeri kuruldu.

1970'li yılların sonuna doğru özel şirketlerin de bölgemizde fabrikalar kurmaya başladığı görülmektedir. 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren özel sektör yatırımları hızlanmıştır. 1980'lerde Çukurova, İzmir Demir Çelik, Ege Metal, Çebitaş, Habaş gibi özel demir-çelik fabrikalarının işletmeye açıldı. Yine aynı bölgede Makine Kimya Kurumu'na ait hassas döküm tesisleri ve hurda işletmesi, Petrol Ofisi ile çok sayıda özel dolum tesisleri, iki adet gaz tribünü bu yıllarda kuruldu.

Aliağa'da çok çeşitli ve farklı amaçlar için kurulmuş çok sayıda sanayi kuruluşları vardır. Bu sanayi kuruluşlarının dağılımında, Petkim ve Petkim'e bağlı olan 17 fabrika, Gemi-Söküm Tesisleri, Viking Kağıt Fabrikası, Ege Gübre Sanayi, Demir-Çelik Fabrikaları, haddehaneler ile deniz yolu nakliyeciliği yapan iş yerleri vardır. Ancak bu sanayi kuruluşları içinde en önemli yeri Petrokimya Tesisleri ve ark ocaklı Demir-Çelik işletmeleri oluşturmaktadır.

Petkim ile Tüpraş arasındaki sahil şeridinde ise Gemi Söküm tesisleri bulunmaktadır. Kamunun kurmuş olduğu M.K.E Gemi Söküm tesislerinin hemen yanında, birçok özel Gemi Söküm tesisleri de açılmıştır. Yine aynı sahil şeridinde Opet ve Total gibi petrol şirketlerinin yatırımları da devam etmektedir.

Güzel hisar Çayı'nın yakınında olması nedeniyle su gereksinimi duyan kimya sektörü Aliağa'da, Demir-Çelik ve haddehane tesisleri Nemrut Körfezi'nde kurulmuştur. Güzel hisar çayı üzerinde kurulmuş olan Güzel hisar Barajı daha çok petro-kimya tesislerine hizmet vermektedir. Rafineri ise güneyde, Menemen yolu üzerinde, Gediz'den özel su alma yapılarıyla suyunu 20 km. uzaklıktan getirmektedir.

Bütün bu sanayi kuruluşları ve işletmelerde toplam 16.067 kişi çalışmaktadır. Böylesine büyük bir iş istihdamı doğuran bu fabrikalar Aliağa'yı her geçen gün biraz daha büyütmekte ve geliştirmektedir.

PETRO KİMYA: Petkim, Tüpraş, Petrol Ofisi

DEMİR ÇELİK: İzmir Demir Çelik, Ege Çelik, Habaş, Çebitaş, Dört Yıldız Demir Çelik, Akdemir Çelik, Özkan Demir Çelik, Sözden Demir Çelik, Kocaer Haddecilik, Kardemir Çelik, Erege Metal

AKARYAKIT DEPOLAMA VE SATIŞ : Petrol Ofisi, Opet Petrolcülük A.Ş, Total Oil A.Ş, Tuta, Türk Petrol, Pet-Line,

TÜPGAZ DOLUM TESİSLERİ: Total gaz, İpragaz, Bizim gaz, Ay gaz, Pegagaz, Ocak gaz, Milan gaz

ÖZEL SANAYİ KURULUŞLARI: İzmir Elektrik Üretim Ltd.Şti (Enka İntergen Enerji Santralı), Bersel Kimya, Molteks kimya, Ege gaz, Ege Gübre, Viking Kağıt ve Selüloz A.Ş, Strocpak A.Ş, Penkar tekstil San. Tic. A.Ş, Dema Tekstil San. Tic. A.Ş, Batı Beton A.Ş, Saka Beton ltd. Şti, Güriş, Akfen
Belediye Teşkilatı [değiştir]

Osmanlılar döneminde nahiye olan Aliağa, 1 Mart 1952 yılında belediyelik olmuştur. 21 Ocak 1982 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2585 sayılı kanun ile de Aliağa kasabası ilçe statüsüne girmiştir.

Aliağa’nın ilk belediye başkanı olan Arif Balamir 1952’de belediye başkanı olarak bu yılın Ekim ayına kadar başkanlık vazifesini yapmıştır. Daha sonra sırasıyla;
  • Ahmet BALCI (1952 Ekim- 1953 Temmuz)
  • Şerafettin ÖZTÜRK (1953- 1954 Kasım)
  • Kazım ONARAN (1954 Kasım- 1955 Haziran )
  • Rasim SAKA (1955- 1958 Mayıs)
  • Cevdet KUNTER (Nahiye Müdürü olarak 27 Mayıs 1960’a kadar belediye başkanlığı yaptı.)
  • İrfan ONARAN - 27 Mayıs 1960 İhtilal döneminde İrfan Onaran altı ay süreyle atamayla belediye başkanlığı yaptı)
  • Hüsnü AKDURAL (Nahiye Müdürü olarak 6 ay süreyle belediye başkanlığını atamayla yaptı)
  • Celal EREL (Atamayla bir yıl görev yaptı)
  • İhsan ATALAY (Nahiye Müdürü olarak başkanlığa atanarak 2 yıl süreyle belediye başkanlığı yaptı
  • Kazım ONARAN (17 Kasım 1963- 18 Aralık 1973)
  • İrfan ONARAN (18 Aralık 1973- 25 Aralık 1977)
  • Ayhan BAYRAK (25 Aralık 1977- 12 Eylül 1980)
  • Gültekin EREN (1 Ekim 1980- Nisan 1982)
  • Erdoğan OYTUN (Nisan 1982- 25 Mart 1984)
  • İrfan ONARAN (25 Mart 1984- 27 Mart 1989)
  •  Hakkı ÜLKÜ (29 Mart 1989- 8 Ağustos 2002)
  • Süleyman AKBIYIKOĞLU (23 Ağustos 2002- 28 Mart 2004 )
  • Tansu KAYA (22 Mayıs 2004 - 30 Mart 2009)
  • Ömer Turgut Oğuz (30 Mart 2009-)
Belediye başkanlık görevlerinde bulunmuşlardır.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
 
 
Slayt (İZMİR RESİMLERİ)

İzmir haritası


taksi durakları

İZMİR TAKSİ DURAKLARI A B C Ç E
F G H I J
TELEFON NUMARALARIK L M N O
Aranan semtin ilk baş harfini işaretleÖ P R S Ş
BUL tıklatınT U Ü V Y
Z
İZMİR Alan kodu 232